Tarihi Bursa Sokaklarında Yürürken Hangi Sesleri Duyarsınız? - bursahikayeleri.net.tc

Tarihi Bursa Sokaklarında Yürürken Hangi Sesleri Duyarsınız?

Bursa’nın Kadim Sokaklarında Bir Sabah

Bursa’da tarihi Bursa sokaklarında yürümek, zamanı yavaşlatmak gibi bir şey. Özellikle sabahın erken saatlerinde, İnegöl’den gelip Cumalıkızık’tan geçen o eski taş yolları takip ederseniz, şehrin nabzını ilk elden hissedersiniz. Ben de bir sabah, Yıldırım’dan başlayıp Hisar’a doğru yürürken kulaklarımı açık tuttum. Ne sesler duyuluyor, ne fısıltılar kalıyor geride…

Kaldırım taşlarının arasından çıkan su sesi ilk dikkatimi çeken oldu. Eski evlerin avlusundan taşan çeşme suyu, daracık aralarda usulca akıyor. Sanki yüzyıllardır aynı ritimde. Biraz ileride ise bir kahvehanenin kepenkleri açılıyor. Demir gıcırtısı, tahta kapının yere sürtünmesi… Bunlar Bursa’nın kendi müziği.

Çarşıların Canlanan Nefesi

Kapalıçarşı’ya yaklaştıkça sesler çoğalıyor. Bursa sokak sesleri burada adeta bir senfoni halini alıyor. Bakırcıların çekici, kalayın çıkardığı o ince ıslık, esnafın “Hoş geldin kardaşım” diye seslenişi… Hepsi iç içe. Bir ara durdum, sessizce dinledim. Uzun bir koridordan gelen nal sesleri sanki at arabalarından kalmış gibiydi. Halbuki sadece bir hamalın el arabasıydı.

İpekhanede ipek böceklerinin eski zamanlardan kalan hatırası hâlâ havada. Satıcılar ipek şalları silkelerken çıkan o hafif hışırtı, insanı bambaşka bir zamana götürüyor. Yan taraftaki dükkândan gelen Türk kahvesi değirmeninin uğultusu da cabası. Bu sesler o kadar doğal ki, bir süre sonra fark etmiyorsunuz bile. Sanki hep oradaymışlar.

Teyzelerin, Amcaların ve Çocukların Korosu

Biraz dar bir sokağa sapınca bambaşka bir dünya açılıyor. Evlerin balkonlarından sarkan kadınlar birbirine sesleniyor. “Fatma teyze, yoğurdu getirdin mi?” diye. Karşı balkondan “Getirdim getirdim, iniyorum şimdi” cevabı geliyor. Bu diyaloglar Bursa’nın en samimi melodisi bence.

Aşağıda, sokakta oynayan çocuklar da eksik değil. Topun kaldırımda sekmesi, birinin “Abi pas versene!” diye bağırması… Sonra bir anne pencereden “Yemek hazır, gelin artık!” diye sesleniyor. Bütün bunlar bir aradayken insan ister istemez gülümsüyor. Bursa’nın sesleri sadece tarihi eserlerden ibaret değil; yaşayan, nefes alan bir şehir bu.

Ulu Cami’nin Avlusundaki Huzur

Ulu Cami’nin avlusuna vardığımda sesler birden yumuşuyor. Ayak sesleri halılara basıyor. İçeriden gelen duaların mırıltısı, pencere kenarındaki güvercinlerin kanat çırpışı… Hepsi bir bütün. Caminin şadırvanından akan suyun şırıltısı ise en dominant ses. İnsan bir süre orada oturup sadece dinlemek istiyor.

Avlunun dışında ise yine hayat başlıyor. Simitçinin “Sıcak sıcak!” diye bağırışı, yanından geçen otobüsün egzoz sesiyle karışıyor. Ama tuhaf bir uyum var. Sanki bütün bu sesler asırlardır aynı sokaklarda dans ediyor.

Kestane ve Şeftali Kokuları Arasında

Yolumu Tahtakale’ye çevirdim. Orada kestanecinin mangalından yükselen çıtırtılar duyuluyor. Kestanenin patlama sesi, kokusuyla birlikte geliyor. Biraz ötede şeftali satıcısı el arabasıyla geçiyor. “Taze şeftali, ballı şeftali” diye bağırıyor ama sesi yorgun. Yine de samimi.

Bursa’nın bu sokaklarında yürürken bazen bir anda eski bir Rum evinin önüne çıkıyorsunuz. Penceresinden radyodan türkü sesi geliyor. “Ah bir ateş ver” diye başlayan o eski parçalardan biri. Kapının önündeki nine, elindeki tespihiyle ritim tutuyor. O an anlıyorsunuz ki tarihi Bursa sokakları sadece mekân değil, yaşayan bir hafıza.

Gece Olduğunda Değişen Melodi

Akşam çökünce sesler de değişiyor. Işıkların altında sokak lambaları vızıldıyor. Bazı eski mahallelerde hâlâ tek tük at arabası geçiyor. Tekerleklerin taşlarda çıkardığı ses, geceye ayrı bir hava katıyor. Uzaktan bir davulcu sesi geliyor. Belki bir düğün var. Belki de Ramazan davulcusu erken başlamış.

Bazı geceler ise sadece rüzgârın ağaçlarda çıkardığı hışırtı duyuluyor. Muradiye’deki mezarlıkların etrafındaki serviler rüzgârla konuşuyor adeta. O sesi duyunca insan ister istemez yavaşlıyor. Çünkü Bursa’nın en eski seslerinden biri o.

İnsan bu sokaklarda yürürken bazen kendi ayak sesini bile unutuyor. Çünkü etraf o kadar dolu ki. Bir kahkaha, bir selamlaşma, bir kapı çarpma, bir ezan… Hepsi üst üste. Ama hiçbiri birbirini ezmiyor. Tam tersine, hepsi bir ahenk içinde.

Belki de bu yüzden Bursa’ya her gelişimde aynı rotayı izliyorum. Tophane’den aşağı iniyorum, Setbaşı’nda durup su sesini dinliyorum. Sonra Gökhan’a doğru sapıyorum. Oradaki eski evlerin bahçelerinden gelen kuş sesleri hiç değişmiyor. Sanki zaman Bursa’da biraz daha nazik davranıyor.

Şimdi düşünüyorum da, Bursa sokak sesleri aslında şehrin en samimi anlatıcısı. Taşları, ağaçları, insanları ve anıları bir araya getiriyor. Siz de bir sabah erken kalkıp kulaklarınızı açarak bu sokaklarda yürürseniz, eminim siz de kendi hikayenizi duyacaksınız. Belki bir bakırcının çekicinde, belki bir teyzenin balkondan seslenişinde, belki de sadece rüzgârın eski bir dut ağacıyla konuştuğu o anda…