Bursa Teleferik Hattında Duyulan Eski Şehir Öyküleri
Bursa’nın en sevdiğim yanlarından biri, her köşesinin bir hikaye saklaması. Özellikle Bursa teleferik hattına bindiğinde, aşağıdaki şehir yavaş yavaş ayaklarının altına serilirken kulaklarında eski sesler yankılanıyor. Uludağ’ın eteklerinden yükselen kabinlerde, rüzgarla birlikte eski Bursa öyküleri de yükseliyor sanki.
Otobüsle gelen turistler genellikle fotoğraf çekmek için acele eder. Ama ben her seferinde bir kenara çekilip, aşağıda uzanan yeşil ovaya, tarihi siluete ve dar sokaklara bakmayı tercih ederim. Çünkü o manzaranın içinde, anlatılmayı bekleyen onlarca hikaye var.
Teleferiğin İlk Durağındaki Fısıltılar
Teleferik istasyonuna vardığımda, yaşlı bir amca her zamanki yerinde oturuyordu. Yanında eski bir tespih, gözleri ise uzaklarda. “Evladım, bu hat 1963’te açıldı” dedi yavaşça. Sesi, sanki o yıllardan kalmış gibi çatallıydı. Sonra ekledi: “Ama biz bu dağa çok daha eskiden çıkardık. Yayan, at sırtında…”
Adamın adı Niyazi’ydi. Çocukluğunda Yıldırım semtinden kalkıp, bugün teleferikle çıktığımız rotayı yürüyerek aştığını anlattı. O zamanlar yollar tozluydu. Şimdi ise camdan bir kabin içinde, kahve içerek çıkıyoruz aynı yere. Aradaki farkı anlatırken gözleri doldu. Ben de sustum. Bazen dinlemek, sormaktan daha iyi geliyor.
Uludağ’ın Eteklerinde Saklı Anılar
Kabin yükseldikçe, Bursa’nın tarihi daha net görünür oluyor. Aşağıda Osmanlı’nın ilk başkenti, yeşil camileri, hanları ve eski mahalleleriyle yatıyor. Tophane’deki saat kulesi, sanki elimi uzatsam dokunabilecekmişim gibi yakın. Karşıda ise İnegöl’ün sisli ovaları.
Bir ara yanıma orta yaşlı bir kadın oturdu. Adı Fatma’ydı. “Ben buralarda büyüdüm” dedi gülümseyerek. “Babam Uludağ’da oduncu idi. Kışın kar kalınlığı iki metreye çıkardı. Teleferik yoktu o zaman. Şimdi her şey çok kolay.” Sonra sustu. Bir süre ikimiz de pencereden dışarı baktık. Aşağıda, Gökdere’nin kenarındaki eski evler gittikçe küçülüyordu.
Eski Mahallelerin Unutulmaz Hikayeleri
Teleferik hattının tam ortasında, Hisarardı mahallesi görünür. Orada yaşayanlar hala eski komşuluklarını koruyor. Kapı önlerinde oturan teyzeler, geçen herkese selam verir. Akşam ezanı okunduğunda ise tüm mahalle bir anda sessizleşir. Sanki zaman durur.
İnsanlar Bursa teleferik hattı ile Uludağ’a çıkarken aslında şehrin ruhuna da dokunuyor. Çünkü aşağıda bıraktıkları manzara, sadece evlerden ibaret değil. O evlerin içinde yaşanmış binlerce hikaye var. Muradiye’de bir evin avlusunda oynayan çocuklar, Setbaşı’ndaki eski kahvelerde tavla oynayan dedeler, Tahtakale’de baharat kokuları arasında koşuşturan gençler…
Bir Kabin İçinde Paylaşılan Sırlar
Teleferikte en ilginç olanı, insanların kısa sürede sohbet etmeye başlaması. Belki de yer dar olduğu için, belki de manzara insanı açıyor. Yanımda oturan genç bir çift, evlilik hikayelerini anlattı. Kız, “İlk buluşmamızı burada yaptık” dedi utangaçça. “Kışın, kar yağıyordu. Teleferik durmuştu az kalsın. O günden beri her sene geliriz.”
Ben de kendi hikayemi paylaştım. Dedemin, 70’li yıllarda bu dağa çıkıp kestane topladığını anlattım. O zamanlar teleferik bileti beş liraymış. Şimdi fiyatlar değişse de, dağın kokusu hiç değişmemiş. Hala aynı çam kokusu, aynı serinlik.
Uludağ Zirvesine Yaklaşırken
Kabin son durağa yaklaştığında, herkes biraz heyecanlanır. Bazıları kayak yapmaya, bazıları sadece temiz hava almaya gelmiştir. Ama ben her seferinde aynı şeyi yaparım: Bir banka oturup, aşağıya bakarım. Bursa orada, ayaklarımın altında, bir tablo gibi durur.
İşte o anda eski öyküler yeniden canlanır. Cumalıkızık’taki Osmanlı evleri, İpek Han’daki eski tüccarlar, Kozahan’daki ipek böcekleri, Yeşil Türbe’nin etrafındaki dualar… Hepsi birbirine karışır. Sanki şehir kendi kendine konuşuyordur.
Teleferikten İnenlerin Ortak Hikayesi
Aşağı inerken kabinlerdeki yüzler değişir. Yukarı çıkanlar heyecanlıdır, inenler ise dingin. Herkes bir parça dağ havası getirmiştir şehre. Bazıları torbalarında kestane, bazıları fotoğraflar, bazıları da yeni dostluklar taşır.
Bursa’nın en güzel yanı da bu zaten. Burada herkesin bir hikayesi var. Ve Bursa teleferik, bu hikayeleri yukarı taşıyan, sonra da şehre geri getiren sessiz bir tanık gibi. Her gidişimde yeni bir öykü duyuyorum. Her inişimde ise biraz daha Bursalı hissediyorum kendimi.
Eğer bir gün yolunuz düşerse, acele etmeyin. Pencereden sadece manzaraya bakmayın. Yanınızdaki insanlarla da sohbet edin. Çünkü o cam kabinlerin içinde, eski şehir öyküleri hâlâ fısıldanmaya devam ediyor.
Belki bir dahaki sefere siz de bir hikaye anlatırsınız. Ya da sessizce dinlersiniz. Her ikisi de güzel.