Eski Bursa’nın Tozlu Sokaklarında Unutulmuş Hayatlar
Bursa’ya her geldiğimde, Eski Bursa denen o eski mahallelerin dar sokaklarında yürümek ayrı bir keyif verir bana. İnsan burada adım attıkça, taşların, ahşap evlerin ve eski çeşmelerin fısıldadığı hikayeleri duymaya başlıyor. Ama bu hikayelerin hepsi meşhur padişahlar ya da ünlü kumandanlar üzerine değil. Bazıları çoktan unutulmuş, adları kitaplarda bile zor bulunan insanlara ait. İşte ben de bu sefer unutulan tarihi kişilerin izini sürmeye karar verdim.
Ulucami’nin arkasındaki ara sokaklardan birine sapıyorsun. Orada yıllardır aynı kahveyi işleten amca, “Burada eskiden Molla Kasım Efendi otururdu” diyor. Kimdi bu Molla Kasım? Neden kimse ondan bahsetmiyor artık? Sorular çoğalıyor.
Molla Kasım Efendi: Sessiz Bir Âlimin Hikayesi
19. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış bir ilim adamı Molla Kasım Efendi. Tophane civarındaki küçük bir medresede ders verirmiş. Öğrencileri arasında hem Müslüman hem de Rum çocuklar varmış. O dönemde böyle bir şey oldukça alışılmadık. Belki de bu yüzden ismi resmi kayıtlarda pek geçmiyor.
Kahveci amcanın anlattığına göre, Molla Kasım her sabah Setbaşı’ndaki evinden kalkar, yokuş aşağı iner, Tahtakale’deki dükkanlardan simit alır, sonra medreseye giderdi. Öğrencilerine sadece din ilimleri değil, matematik ve astronomi de öğretirmiş. 1893’teki büyük depremde medresenin bir kısmı yıkılmış. Molla Kasım o enkazın altında kalan kitaplarını kurtarmaya çalışırken ağır yaralanmış. Birkaç ay sonra da vefat etmiş. Mezarı, bugün neredeyse kimsenin uğramadığı bir hazirede yatıyor. Taşı bile eğrilmiş.
Gülfem Hanım: Bursa’nın Gizli Ressamı
Başka bir unutulmuş isim de Gülfem Hanım. 1920’li yıllarda Muradiye’de yaşamış bir kadın. O dönemde bir kadının resim yapması, hele ki Bursa gibi muhafazakar bir şehirde, oldukça cesurca bir iş. Ama o yapmış.
Komşuları “Gülfem abla” derlermiş kendisine. Evinin üst katındaki odada, pencereden sızan ışıkla saatlerce çalışırmış. Konusu genellikle Bursa’nın eski evleri, kestane ağaçları ve Gökdere’nin kıyısı olurmuş. Resimlerini kimseye göstermez, sandığın dibinde saklarmış. Ölümünden yıllar sonra sandık torununa kalmış. İçinden çıkan suluboya tablolar bugün özel koleksiyonlarda. Ama ismi hâlâ pek bilinmiyor.
Muradiye’nin arka sokaklarında yürürken, eski bir evin penceresinden bir an o kadını hayal ediyorum. Sigarasını yakmış, fırçayı eline almış, sessizce Bursa’yı resmediyor. Kimse fark etmemiş.
Çakır Ahmed: Hamamların Dilsiz Anlatıcısı
Bursa denince akla ilk gelen şeylerden biri de tarihi hamamlar. İşte bu hamamlardan birinin en eski tellaklarından Çakır Ahmed’in ismini duydum ilk kez Çekirge’de bir berberde.
Adam 1940’lı yıllarda İnegöl’den gelmiş. Boyu uzun, omuzları geniş, gözleri maviymiş. “Çakır” lakabı da buradan kalmış. Gün içinde Çekirge Kaplıcaları’nda çalışır, akşamları ise Eskişehir yolundaki küçük bir kahvede tavla oynarmış. Anlattıklarına göre, hamamda müşteriyle pek konuşmazmış. Ama bir bakışıyla, bir el hareketiyle insanın derdini anlarmış. Sanki hamamın taşları ona her şeyi fısıldarmış.
1957’de bir kış günü, hamamın bacasında yangın çıkmış. Çakır Ahmed içeride kalan iki çocuğu kurtarmak için kendini ateşe atmış. İkisini de dışarı çıkarmış ama kendisi ağır yanıklarla hastaneye kaldırılmış. Bir hafta sonra vefat etmiş. Mezarı, hamama çok uzak olmayan bir mezarlıkta. Üzerinde ismi bile yazmıyor. Sadece “Ahmed” yazıyor ve bir güvercin motifi.
Neden Unutuyoruz?
Bursa’nın tarihi o kadar zengin ki, büyük isimler küçük olanları gölgede bırakıyor. Yıldırım Bayezid, Orhan Gazi, Emir Sultan… Onların heykelleri, camileri, isimleri her yerde. Ama Molla Kasım, Gülfem Hanım ya da Çakır Ahmed gibi insanlar, şehrin günlük hayatının içinden gelip geçmişler. Belki de bu yüzden unutulmuşlar.
Arastanın arkasındaki eski bir antikacı dükkanında, tozlu bir defter buldum geçenlerde. İçinde 1800’lerden kalma el yazması notlar var. Birkaç sayfasında “Bugün Molla Kasım ile Gökdere’ye gittik, yıldızları anlattı” yazıyor. O satırları okuyunca içim titredi. Demek ki biri onu hatırlamış.
İz Sürmeye Devam
Şimdi sıra sende. Eğer sen de Eski Bursa’nın unutulmuş hikâyelerine meraklıysan, bir cumartesi sabahı Ulucami’den başlayabilirsin. Yanına bir defter al, rastgele insanlarla sohbet et. Belki de bir kahveci, bir berber ya da bir antikacı sana yeni bir isim fısıldar.
Çünkü Bursa sadece camileriyle, hanlarıyla değil, bu küçük hayatlarla da büyük bir şehir. Ve o hayatların izini sürmek, şehri yeniden keşfetmek demek.
Belki bir gün sen de birinin ismini bir taşın üzerinde görürsün. Eğrilmiş, yosun tutmuş bir taş. Ama o isim artık senin için unutulmuş olmayacak. İşte o an, Eski Bursa seni de kendine katmış olacak.