Balkanlardan Bursa'ya Uzanan Aile Hikâyeleri - bursahikayeleri.net.tc

Balkanlardan Bursa’ya Uzanan Aile Hikâyeleri

Balkan Rüzgarı Bursa Sokaklarında

Bursa’nın Çarşamba Pazarı civarındaki dar sokaklarda yürürken, bazen eski bir Rum evinin balkonundan sarkan çamaşırların arasında bir türkü duyarsın. O türkü Selanik’ten, Üsküp’ten, Drama’dan gelmiş olabilir. Çünkü bu şehir, asırlardır Balkanlardan gelen ailelerin sessiz hikâyelerini kucağında taşıyor.

Benim çocukluğumda mahallemizde Niyazi Amca vardı. Her akşam çayını aynı sırada, aynı kahvede içerdi. Konuşmazdı pek. Ama arada bir gözleri dalardı. “Balkan’dan geldik evladım” derdi sadece. Daha fazlasını sormazdık. Çünkü o bakışta, anlatılmayan onca şey vardı.

İlk Gelenlerin İzleri

1923 mübadelesiyle gelen ailelerin çoğu Bursa‘nın ovaya yakın köylerine yerleştirilmişti. Bazıları da doğrudan şehre. Özellikle Demirtaş, Karacabey ve Mudanya civarı Balkan göçmenleriyle doldu taştı. Getirdikleri tohumlar, bildikleri tarım teknikleri, en çok da özlemleriyle geldiler.

Evlerini yaparken bile memleketlerini hatırlatacak detaylar eklerlerdi. Bir pencere pervazı, bir kapı tokmağı, bir ocak taşı… Küçük şeyler. Ama o küçük şeyler, yeni yuvalarına eski yurtlarının kokusunu taşıyordu. Bugün bile bazı eski Bursa evlerinde, kapıların üstündeki ahşap oymalarda Balkan motiflerini görebilirsin. Fark etmezsen geçip gidersin.

Bir Ailenin 90 Yıllık Bursa Hikâyesi

Emine Teyze’yle tanıştığımda doksan iki yaşındaydı. Kestel‘deki küçük bahçeli evinde oturuyordu. Kapıyı açtığında elinde eski bir tepsiyle karşıladı beni. “Gel oğlum, Selanik kurabiyesi yaptım” dedi gülümseyerek.

Oturduk. Çay demledi. Sonra anlatmaya başladı. Babası 1924’te Drama’dan gelmiş. Yanında sadece bir bohça ve dedesinden kalma bir saz varmış. İlk yıllar çok zor geçmiş. “Ama Bursa toprağı bereketli” diyordu. “Bizi bağrına bastı.”

Emine Teyze’nin anlattığı hikâyelerde en çok etkilendiğim şey, acıyı nasıl da gurura dönüştürdükleriydi. “Göçmek kolay değil evladım. Ama biz burayı vatan bildik” derken gözleri doluyordu. Sonra birden konuyu değiştirip “Hani şu Tophane‘deki kestane kabuğu kokusu var ya, o kokuyu alınca kendimi Drama’da gibi hissediyorum” diye ekliyordu.

Balkan Mutfağının Bursa’daki Halleri

Bursa denince akla ilk iskender ve kebap gelir ama Balkan mutfağının izlerini de her yerde görürsün. Özellikle pideli köftenin yanında servis edilen kuru biber ve patlıcan turşusu, tam da o göçmen annelerin eli değmiş gibi durur.

İnegöl köftesinin yanında sunulan acılı ezme, Karacabey tavuğu, hatta bazı evlerde hâlâ yapılan “Balkan böreği” denen kat kat yufkalı börek… Hepsi o uzak diyarlardan gelen annelerin, ninelerin mirası. Bugün Bursa pazarlarında dolaşırken, tezgâhlarda satılan “göçmen peyniri” tabelalarını görünce gülümsersin ister istemez.

Mahallelerdeki Balkan Ezgileri

Akşamüstü Altıparmak‘taki parklardan birine oturursan, yaşlı amcaların tavla oynarken mırıldandığı türküleri duyabilirsin. “Üsküdar’a gider iken” değil. Daha çok “Drama yolları taşlı” ya da “Selanik’in yolları” gibi.

Bazı aileler hâlâ evlerinde eski dilde ninniler söylüyor çocuklarına. Bazı gençler ise dedelerinden kalan Rumca ya da Bulgarca kelimeleri arada bir kullanıyor. “Patika” demek yerine “patika yol” diyor mesela. Ya da “komşu” yerine “komşum” derken ses tonu biraz değişiyor. Küçük detaylar. Ama bir kere fark ettin mi, her yerde görmeye başlıyorsun.

Bursa’nın Balkan Mirasını Koruyanlar

Şehrin çeşitli yerlerinde mübadele müzeleri ve dernekleri var. Özellikle Mudanya ve Gemlik taraflarında bu konu daha çok konuşuluyor. Yaşlılar anlatıyor, gençler dinliyor. Bazı okullarda “göç hikâyeleri” dersi bile veriliyor artık.

Her yıl düzenlenen Balkan Göçmenleri Festivalinde kurulan çadırlarda hem yemekler pişiyor hem de eski fotoğraflar sergileniyor. O fotoğraflara bakarken insan düşünüyor: Aynı anda hem çok uzak hem de çok yakın hissediyor kendini. Çünkü o insanlar, bizim dedelerimiz, ninelerimiz.

Ben de geçen sene Demirtaşpaşa’da bir evin bahçesinde düzenlenen muhabbete katıldım. Orada tanıştığım bir teyze, bana büyükannesinden kalan bir mendil hediye etti. Üzerinde incecik işlenmiş bir Balkan motifi vardı. “Sakla evladım” dedi. “Bu mendil Drama’dan buraya kadar geldi. Sen de bir gün birine verirsin.”

O mendili hâlâ saklıyorum. Bazen çıkarıp bakıyorum. Ve düşünüyorum. Bursa, aslında koskoca bir aile albümü gibi. Sayfalarını karıştırdıkça yeni hikâyeler çıkıyor karşına. Bazıları hüzünlü, bazıları umut dolu. Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı.

Şimdi Bursa sokaklarında yürürken, eski bir evin duvarına asılı bir bakır tencere görsem durup bakıyorum. Belki de o tencere, bir Balkan köyünden buraya gelmiştir. Belki de içinde pişen ilk yemek, yeni bir hayata başlayan bir ailenin ilk mutluluk yemeğidir.

Ve anlıyorum ki, bu şehir sadece coğrafi bir yer değil. Aynı zamanda, Balkanlardan taşıyıp getirdiği onca acıyı, sevinci, özlemi ve umudu bağrına basmış, çok eski ve çok büyük bir anne.