Gemlik’in Rüzgarı Hala Eski Hikayeleri Fısıldıyor
Bursa’nın en güzel kıyılarından biri olan Gemlik, yıllardır sadece sahiliyle değil, sokaklarında dolaşan gölgelerle de meşhur. Deniz kenarındaki o eski evlerin arasında yürürken, zaman zaman durup kulak kabartırsan duyarsın. Dalga sesinin arasında eski bir aşkın, unutulmuş bir ihanetin ya da bir göçmenin iç çekişinin izleri var. Ben de bu kez Gemlik kıyılarında saklı olan az bilinen öyküleri anlatmak istedim. Çünkü buralar sadece plajdan ibaret değil.
Çocukluğumda babam beni Gemlik’e balık tutmaya götürürdü. İskeleye vardığımızda, yaşlı bir amca her seferinde aynı banka oturur, denize bakardı. Adı Hüseyin’di. Sonradan öğrendim ki o bank, 1950’lerde burada yaşamış bir Rum kızıyla Türk delikanlının buluşma yeriymiş. Kızın adı Eleni’ymiş. Aileler izin vermeyince ikisi de kaybolmuş. Hüseyin amca her akşam aynı yere oturup denize bakıyordu. Belki de Eleni’nin vapurla gittiği o günü bekliyordu hala.
Çınarlı Kahve’nin Unutulmaz Geceleri
Gemlik’in çarşı içindeki Çınarlı Kahve bugün turistik bir mekan gibi görünse de, 70’li yıllarda bambaşka hikayelere tanıklık etmiş. Yaz geceleri burada saz çalınırmış. Ama asıl olay, kahvenin arka bahçesinde yaşananlar. Orada bir dut ağacının altında, mahalledeki gençler gizli gizli buluşur, radyo dinler, şiir okurlarmış. Bir keresinde, o dut ağacının dalına asılan eski bir radyo hâlâ duruyor. Sahibi olan Nuri amca anlattı; o radyo, 12 Eylül’den sonra yasaklanan türküleri çalmış bir dönem.
Küçük bir detay: Gemlik’in o eski evlerinin kapı tokmakları hep farklı şekildedir. Bazısı balık, bazısı gemi, bazısı da kalp şeklinde. Her tokmağın bir hikayesi var. Mesela Armutlu Caddesi’ndeki pembe boyalı evin tokmağı, bir zamanlar burada oturan dul bir kadının kocası tarafından Karadeniz’den getirilmiş. Adam gemiciymiş. Bir seferden dönmemiş. Kadın her akşam kapıyı açmadan önce o tokmağa dokunur, sonra içeri girermiş. Yıllar sonra evin yeni sahipleri tokmağı değiştirmek istemiş ama mahalleli izin vermemiş.
Kumsalda Kaybolan Mektuplar
Gemlik kıyılarında yürürken bazen kumların arasında eski kağıt parçalarına rastlarsınız. Çoğu ıslanmış, okunmaz halde. Ama bazıları hâlâ belli belirsiz kelimeler taşıyor. Bir tanesini ben bulmuştum. 1942 tarihliydi. Bir asker mektubu. “Sevgili Hatice, burası çok soğuk. Gemlik’in yazını özledim…” diye başlıyordu. Mektubun devamı yoktu. Kim bilir, belki de asker o mektubu göndermeden önce şehit düşmüştü. Belki de Hatice hiç almamıştı o mektubu.
Buraların en ilginç yanlarından biri de, eski Rum evlerinin bahçelerinde hâlâ yaşayan incir ağaçları. O ağaçlar, evlerin sahipleri gittikten sonra da meyve vermeye devam etmiş. Mahalledeki yaşlı teyzeler, “Onlar da bizim gibi göçmen oldu” derlerdi gülerek. Bir tanesinin altında, 60’lı yıllarda ilk kez öpüşen iki gençten bahsedilir. Kızın babası yakalayınca delikanlıyı incir ağacının dalından sarkıtmış. O günden sonra o ağaca “Öpüşme İnciri” derlermiş.
Deniz Feneri’nin Gizli Işığı
Gemlik’in eski feneri, bugün restore edilmiş halde duruyor. Ama eskiden orada bir fenerci varmış. Adı Mehmet. Gece gündüz feneri yakar, gemilere yol gösterirmiş. Rivayete göre, 70’lerin sonunda bir kış gecesi feneri açık unutmuş ve o ışık sayesinde bir kaçakçı teknesi limana yanaşmış. Sonrasında Mehmet amca uzun süre sorgulanmış. Kimse onun aslında o tekneden bir kadını kurtardığını bilmiyormuş. Kadın, Arnavutluk’tan gelen bir mülteciymiş. Mehmet amca onu evine götürmüş, bir süre saklamış. Sonra da evlenmişler. Ama bunu kimse bilmez. Fenerin oradaki eski bir taşta hala “M.A. + E.L. 1979” yazıyor. Çoğu kişi bunun ne anlama geldiğini bilmiyor.
Şimdi o fenerin yanında oturup denizi izlerken düşünüyorum da, Bursa’nın Gemlik ilçesi aslında bir açık hava müzesi gibi. Her köşede bir hikaye, her sokakta bir anı var. Ama biz genelde sadece plajı, tatlısı ve deniziyle biliriz burayı. Oysa ki Gemlik, çok daha derin.
Kahve Kokusu ve Eski Efsaneler
Kıyı boyunca sıralanan eski kahvehanelerin birinde, hâlâ “Gemlik’in yedi efsanesi” diye bir şey anlatılır. Bunlardan biri de, sahildeki “Kız Taşı”. Rivayete göre bir kız, sevdiği delikanlı askere gidince her akşam o taşa oturur, denizi izlermiş. Bir gece fırtına çıkmış, kız kaybolmuş. Ertesi sabah taşın üstünde sadece bir mendil bulunmuş. O mendil hala o taşın üzerinde duruyor derler. Rüzgar her estiğinde mendil hafifçe kımıldar.
Aslında buralarda herkesin bir hikayesi var. Balıkçılar, emekli memurlar, eski Rum evlerinde kalan son Türkler… Hepsi bir şeyler biliyor ama pek anlatmıyor. Belki de bu hikayeler, ancak denizle baş başa kaldıklarında ortaya çıkıyor. Yazın turistler gittikten sonra, sonbaharda Gemlik’in sokakları daha çok konuşuyor.
Ben de bu yazıyı yazarken fark ettim ki, Gemlik kıyılarında saklı olan az bilinen öyküler aslında hiç bitmiyor. Her yeni ziyaretimde yeni bir detay öğreniyorum. Belki bir dahaki sefere siz de o eski banklardan birine oturursunuz. Belki rüzgar size de bir şeyler fısıldar. Belki de Hüseyin amcanın beklediği Eleni’nin vapuru nihayet limana yanaşır.
Şimdilik buraya kadar. Ama bilin ki, Gemlik sadece bir sahil kasabası değil. O, Bursa’nın en duygusal kıyısı. Ve hikayeleri, denizin tuzu kadar bol.